<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-22685977</id><updated>2011-04-21T14:04:56.231-07:00</updated><title type='text'>damdandüşenarmut</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://damdandusenarmut.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22685977/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://damdandusenarmut.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>damdandusenarmut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03951147613165957233</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>20</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-22685977.post-115696440630141971</id><published>2006-08-30T11:59:00.000-07:00</published><updated>2006-08-30T12:00:06.316-07:00</updated><title type='text'>Dünyanın değeri</title><content type='html'>Medine dışında yürüyüşe çıkan Rasülullah (s.a.v) ve sahabesi dere kenarında bir koyun leşine rastlarlar. Kainatın Efendisi arkadaşlarına döner:"Bu koyun leşine sahibinin hiç önem vermediğini kabul eder misiniz?" diye sorar. Sahabe hep bir ağızdan :"Tabii kabul ederiz. Önem verse çöpe atmazdı" dediler. Bunun üzerine İnsanlığın Güneşi şöyle buyurdular:"Nefsimi kudreti ile elinde tutan Allah'a yemin ederim ki;Allah katında dünya şu koyun leşinin sahibinin gözünde olduğundan daha değersizdir. Eğer dünya;Allah katında bir sivrisinek kanadı kadar değer taşısa idi,kâfirlere bir içim su bile vermezdi."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/22685977-115696440630141971?l=damdandusenarmut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://damdandusenarmut.blogspot.com/feeds/115696440630141971/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=22685977&amp;postID=115696440630141971' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22685977/posts/default/115696440630141971'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22685977/posts/default/115696440630141971'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://damdandusenarmut.blogspot.com/2006/08/dnyann-deeri.html' title='Dünyanın değeri'/><author><name>damdandusenarmut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03951147613165957233</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-22685977.post-115532345904729758</id><published>2006-08-11T12:10:00.000-07:00</published><updated>2006-08-11T12:10:59.073-07:00</updated><title type='text'>Yayha Efendi</title><content type='html'>Yahya Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul'lu denizciler Boğaz'ın dört manevi bekçisi olduğuna inanırlar. Bunlar Üsküdar'da Aziz Mahmud Hüdayi, Beykoz'da Yuşa Aleyhisselam, Sarıyer'de Telli Baba ve Beşiktaş'ta Yahya Efendi'dir. Yahya Efendi'nin dergâhına denizciler sık gelir, giderler. Işte Karadeniz'de amansız bir fırtınaya yakalanan Apostol adlı Rum, zor anlarında “Aman Ya Rabbi!” der, “Şu sıkıntıdan bir kurtulayım, Yahya Efendi'nin dergâhına en pahalısından bir fıçı şarap...” Eh, o telâşede Müslümanların şarap içmedikleri hatırına gelmez tabii. Yine aynı dalgınlıkla yüklenir fıçıyı gelir dergâha. Müridler bu işe bayağı bozulurlar. Hatta içlerinden ters ters bakanlar olur.&lt;br /&gt;Apostol yaptığı gafın farkına vardığında, çok geçtir. Tam fıçıyı açmakla, kaçmak arasında tereddütler geçirdiği anda Yahya Efendi görünür. “Aman efendim! Niye zahmet ettiniz.” der, “Hadi açın da misafirlerimizin ağzı tatlansın!” Garibim fıçıyı korka korka açar, ama içinden mis gibi nar şerbeti çıkar.&lt;br /&gt;Büyük veli onu mahçup etmez, hatasını, ama samimi hatasını kerametiyle örter. Işte bu müşfik tavır üzerine Rum gemici “Ey yol güneşi” der,” Vallahi senin dinin haktır!” Yine bir gece Yahya Efendi telaşla kayıkhaneye koşar ve âcele ile sandalı indirip denize açılır. Ortalık savaş meydanı gibidir. Rüzgâr ıslık çalar, dalgalar kubbe kubbe gelir, sahilde patlar. Çok geçmez Yahya efendi batmakta olan bir kayıktan iki papazı kurtarır döner geriye. Onlara kuru giyecekler verir, ateş başına oturtur. Sonra sıcak bir çorba koyar önlerine. Adamcağızlar bu olaydan öylesine duygulanırlar ki, anlatılamaz. Nitekim bizzat Beşiktaş Metropoliti ziyarete gelir teşekkür eder. Yahya Efendi dergâhın misafirlerine mutlaka bir şeyler ikrâm eder. Talebelerine yemek çıkarmakla kalmaz, harçlık da verir. Saray ricali burayı sıkça ziyaret eder, değerli hediyeler getirirler. Mübarek onların tamamını fakirlere dağıtır. Yahya Efendi her meslekten ve her meşrepten insanı muhatap alır, onlarla sofraya oturur. Kim olursa olsun “aşık” diye hitap eder. Baba Tarık adlı bir balıkçı zor günler yaşar. Nedendir bilinmez her gün balığa çıkar, ama denizden dişe dokunur bir şey alamaz. Karısı açar ağzını yumar gözünü. “Miskin herif!” der, “sen dergâh dergâh dolaş bakalım. Kızının düğünü yaklaştı, daha çeyizi bile yapılmadı.” Yahya Efendi, Tarık Babanın sıkıntısını hisseder, işini gücünü bırakıp onunla denize açılır. Balıkçı “Aman efendim deryada balık mı kaldı?” dese de Halık'a güvenir, ağ salar. Eh onun attığı ağlar elbette balık dolar. BALA BAN BALA BAN Günün birinde, Rum çocuğunun biri soluk soluğa dergahın bahçesine girer. Kan ter içinde “Koyunlarım...” der “koyunlarım bu tarafa kaçtılar”&lt;br /&gt;Dervişler arar, tarar, ama bulamazlar. Çocukcağız bitkin ve ağlamaklıdır. Tam bu esnada Yahya Efendi görünür. “Bu delikanlı yorulmuş” der, “sanırım acıkmıştır da. Koşun ekmek, yağ, bal getirin!” Garibim hâlâ ürkektir. Mübarek sofraya katılır ve ona cesaret verir. “Işte sana tereyağı, bal, taze nan (ekmek) Dilersen yağa ban, dilersen bala ban!” ...Balaban! Işte bu son kelime çocuğu şaşırtır. Çünkü adı Balaban'dır. Bu şiirli ikram çok hoşuna gider. Tam o sıra dervişler küçük çobana koyunlarının bulunduğunu müjdelerler. Sonraki günlerde Balaban ve babası tekkenin müdavimlerinden olurlar. Yahya Efendi, Trabzon Kadısı Ömer Efendi'nin oğludur. O Kanuni Süleyman ile aynı günlerde doğar. Hatta minik şehzadeyi Yahya Efendi'nin annesi Afife Hanım emzirir. Hasılı ikisi süt kardeş olurlar. Yahya Efendi balıkçıya, kayıkçıya bile kıymet verir, çoluk çocuğu muhatap edinir. Hâlimdir, selimdir, ama yeri geldiğinde Kanuni gibi bir cihan imparatoruna “Bakasın bre süt kardeş!” diye çıkışacak kadar yüreklidir.&lt;br /&gt;Nitekim günün birinde papazın biri atının yularına yapışır. “Bu da adalet mi yani?” der, “Doğru dürüst defter tutulmuyor, ölülerimizden bile haraç istiyorlar!” Yahya Efendi derhal sultana çıkar. “Yazıklar olsun” der, “Böyle ele geçen mal helâl değildir. Yediğin, içtiğin, sarayın, saltanatın, haram sana!” Kânuni ağlamaklıdır. “Ağabey; halimi Allah biliyor ki bunlardan haberim yok!” diye sızlanır ve ikinci azarı yer “O halde gaflettesin. Allahü teâlâ'nın huzuruna çıktığında ne cevap vereceksin? Korkarım yakanı kafirlerin eline verecekler. Sürüm sürüm sürünecek, cehenneme itileceksin. Unutma tacın, tahtın, burada kalır, seni şöhretin değil, adaletin kurtarır!” Yahya Efendi sıkı bir tedristen geçer. O, çölde su arayan seyyah gibi ilim arar. Çiçekten, çiçeğe konar. Hem çok okur, hem ilim meclislerine koşar. Disiplinli ve çalışkandır. Çok beğenilir, hızla yükselir. Gün gelir Osmanlının zirve medreselerinden Fatih Medresesi'ne atanır ki, görevi devraldığı zat, Kadızâde Hazretleri gibi bir zirvedir. Ancak özlediği makam bu değildir. Onun rüyalarını, bir Allah dostunun dizi dibinde manevi mertebelere yürümek süsler. Aradığına yıllar sonra kavuşur. Zembilli Ali Efendinin feyzli sohbetleriyle... Yahya Efendi güçlü bir şair, ünlü bir tabiptir. Hendeseyi, riyaziyeyi yani matematik ve geometriyi iyi bilir. Eh, her medreseli gibi astronomiden anlar. Hoş, onlar için gökleri satır satır okumak maharet değildir. Yahya Efendi para, pul peşinde koşmaz, ama Osmanlı müderrisine iyi para verir. Bir evin üç akçeye geçindiği günlerde eline 50 akçe geçer. Yahya Efendi bu para ile o zamanlar kuytu bir yer olan Beşiktaş'ta bir arazi alır ve dergâhını yaptırır. Kâh kayaları oyar, kâh denizi doldurur. Inşaat işlerinde çok mahirdir. Işte ömrünün son yıllarında, sevenlerini burada ağırlar. Yahya Efendi'nin Hızır Aleyhisselam ile imrenilecek bir dostluğu vardır ve sık sık bir araya gelirler. Kanuni nereden duyar bilinmez, ısrarla sohbete katılmak ister. Yahya Efendi sadece "Nasip" der. Bir gün padişahla birlikte tebdil-i kıyafet gezintiye çıkarlar. Kayıkçının birine takılıp, boğaza açılırlar. Tekneye Salı Pazarı'ndan boylu poslu, temiz tertipli, insan güzeli bir genç biner. Yanlarına ilişir. Yahya Efendi ile muhabbete başlar. Koca devletin yükü ağır olmalıdır. Kanuni o gün neyi düşünür bilinmez, dalgındır. Elini suya sokar, dalgaları okşar. Ama olacak bu ya yüzüğünü denize düşürür. Sandaldakilere belli etmez, ama çok üzülür. Yüzüğün hatırası olmalıdır, aklı denizde kalır. Kayık tam Kuruçeşme iskelesine yaklaşırken genç elini suya daldırır ve yüzüğü alıp sultanın avucuna bırakır. Kanuni şaşkın şaşkın ıslak yüzüğe baka dursun, o çoktan kaybolmuştur. Yahya Efendi sorar. - Hadi bakalım gözün aydın. Aradığını gördün işte. -Kimi? -Hızır Aleyhisselam'ı. -Hani nerede? -Bir saattir yanımızdaydı. -Yoksa o genç miydi? -Ta kendisi! Kanuni spora meraklıdır. Bir gün saltanat kayığı ile dergahın iskelesine yaklaşır ve Yahya Efendi'yi alıp, Yeniköy Çayırı'na götürür. Burada güreşler vardır. Ancak hiç hesapta olmayan şeyler olur. Nereden geldiği bilinmeyen Bulgar asıllı bir pehlivan bizimkileri duman eder.&lt;br /&gt;Adam insan azmanıdır, bacakları kök salar çınar gibi. Koca koca yiğitler çaresiz kalırlar. Bırakın yenmeyi, yerinden kıpırdatamazlar. Adam her yıktığı Türkün ardından kahkahalar atar, haçını öperek tamenna çakar. Yerli Rumlar sevinçten çıldırırlar. Kanuni mi? Kahrolur tabii. Yahya Efendi bakar Padişah fena bozuluyor, çıkar meydana ve akıllara durgunluk bir pazarlık yapar. "Yenilen, yenenin dinini kabul edecek" der, "tamam mı?" Bulgar pehlivanı bıyıklarını burarak güler, teklifi kabul eder. Ancak bu aksakallı ihtiyar karşısında eli ayağı tutmaz olur.&lt;br /&gt;Adalelerinde güç, derman kalmaz. Yahya Efendi onun sırtını yere vurur mu bilmiyoruz, ama nefsini ve kibrini yerden yere vurur. Gözünü ve gönlünü açar. Sayfa sayfa hakikatleri aralar. Pehlivan diz çöker, iman eder. Bir gün Kanuni, Yahya Efendi'ye "Ağabey sen ilahi sırlara vakıfsın" diye haber yollar. "Acaba devletimizin encamı n'ola?" Yahya Efendi iki kelime yazar, üstelik altını çizer:"Neme gerek!" Kanuni bu cevaba bozulur. Halbuki sır o kelimelerde gizlidir. Eğer zulüm yayılır, fukaralar feryada başlarsa ve şahısların menfaati devletin çıkarının üstüne çıkarsa. Üstelik görüp işitenler "Amaaan neme gerek" derlerse bil ki yıkılış yakındır! Gün gelir Kanuni vefat eder. 2. Selim kendini bir anda devletin başında bulur. Saltanat yükü omuzlarını çökerttiğinde sığınacak gölge, tutunacak dal arar. Birden aklına baba dostu Yahya Efendi gelir. Yüce Veliyi gördüğü an içi bir hoş olur. Onun bir bakışı ile öylesine rahatlar ki tarifine mümkün. Devletini ve milletini güvende hisseder ve ayaklarına kapanmamak için zor tutar kendini. Mübarek onu kulaklarından yakalar. "Söyle bakalım!" der, "abdestin var mı?" Sultan edeple başını eğer, zor duyulan bir sesle "Var efendim" der. Yahya Efendi, tonunda şefkat hissedilen bir sesle "Hayır!" der, "benim sorduğum tövbe abdestidir. Şimdi seninle tövbe edeceğiz ve bundan böyle birbirimize eksiklerimizi söyleyeceğiz tamam mı?" Ve öyle de olur. Yahya Efendi mükemmel bir şairdir. Şiirlerini "Müderris" mahlası ile yazar ve her bahane ile ölümü hatırlatır, ölüme hazırlanır. Mübarek, kabrini elceğizi ile kazar ve döner dolaşır kendi mezarına okur. Ona göre müminin ölümü bayram olmalıdır. Bakın şu işe ki bir bayram gecesi vefat eder, cenaze namazı bayram namazını müteakip kılınır ve defnolunur bayram günü. 2. Selim bu nurlu kabrin üzerine nefis bir türbe yaptırır. Derken şehzadeler, paşalar ona komşu olmak isterler. Aşıkları kutlu eşiğe gömülmeyi vasiyet ederler ki gün gelir koca bahçe mezarlığa döner. Bu kapıdan giren dünyadan sıyrılır. Ama o mekânda ölüm ürkütücü değil, şirindir. Ziyaretçiler duygu seline kapılırlar. Işte edipleri yazdıran, ozanları söyleten hava bu olmalıdır. Ki Evliya Çelebi'den, Tanpınar'a onlarca yazar bu dergahı anlatırlar. Ortaköy'ü bilirsiniz. Cafeler, publar, gazinolar... Bol ışıklı, cıvıl cıvıl bir dünya. Burası ressamların, yazarların, müzisyenlerin hasılı yaşamayı sevenlerin buluştuğu adres gibi. Yahya Efendi'nin dergahı başka alem. Merkezde bir ahşap mescid. Etrafında binlerle kabir. Dolu dolu ölümü hatırlatıyor insana. Iki adım ötede iki farklı dünya. Ama ikisinin de müdavimleri aynı. Dergâha bakan, onaran, yaşatan yine Ortaköy'ün çocukları. Onlar içlerini hüzün kapladığında da buraya koşuyorlar, yüreklerinde sevinç kabardığında da...Ve inanın buluyorlar huzuru. "Nerden biliyorsun?" diyeceksiniz.Tam dergahtan ayrılıyorum, dev gibi bir Harley duruyor önümde. Güçlü motor güp güp vuruyor, nikelajları göz alıyor. Üstünde kotlu, montlu iki genç. Hani adres sorulacak yer de değil ama...? İniyorlar, önce kasklarını çıkarıyor, çizgisi uçuk gözlüklerini katlayıp ceplerine koyuyorlar. Sonra parmaklarını tarak yapıyor, saçlarını atıyorlar geriye. Biri "Ama takkem yok" diye sızlanıyor. Motoru süren "Olsun" diyor, "benim de yok!" - Şu üstümüz, başımız... - Boşver oğlum. Allah dostları kalbe bakarlar, kalıba değil. Bu çok büyük bir söz! Erbabının elinde kitap olur. "Söyleyene değil, söyletene bak" diyesim geliyor, "Feyz" denen şey bu belki. Kimbilir?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/22685977-115532345904729758?l=damdandusenarmut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://damdandusenarmut.blogspot.com/feeds/115532345904729758/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=22685977&amp;postID=115532345904729758' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22685977/posts/default/115532345904729758'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22685977/posts/default/115532345904729758'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://damdandusenarmut.blogspot.com/2006/08/yayha-efendi.html' title='Yayha Efendi'/><author><name>damdandusenarmut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03951147613165957233</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-22685977.post-114692066898288227</id><published>2006-05-06T06:03:00.000-07:00</published><updated>2006-05-06T06:04:29.000-07:00</updated><title type='text'>Açık Gözlü Adalet</title><content type='html'>Açık gözlü adalet...&lt;br /&gt;Adaleti temsil eden heykelin gözleri bağlıdır.&lt;br /&gt;Kimin suçunu terazisinde tarttığını, kimi cezalandırdığını görmez.&lt;br /&gt;O heykelin gözünü bağlayanın amacı adaletin insanları sınıflarına, cinslerine, ırklarına, rütbelerine, makamlarına göre değerlendirmesini önlemektir.&lt;br /&gt;O gözleri açarsanız adaletin bizzat kendisi bile gördüğünden korkabilir.&lt;br /&gt;Bu nedenle bir hukukçunun en büyük ihaneti adaletin gözlerindeki bağı çözmesidir.&lt;br /&gt;Ne yazık ki bu ülkede o gözler hep açık oldu.&lt;br /&gt;Adalet önünde hiç eşit olamadık.&lt;br /&gt;O yüzden adalet de adalet olamadı burada.&lt;br /&gt;O soylu kadın heykeli epey kirlendi.&lt;br /&gt;Silah ve para karşısında hep sindi, hep korktu.&lt;br /&gt;Son olarak da, Şemdinli’de iki astsubayın bir dükkanı bombalarken suçüstü yakalanmasıyla ilgili bir iddianame yazarak, bunun “siyasi iktidarı baskı altına almak için düzenlenmiş bir saldırı” olduğunu söyleyip bunun sorumluluğunun generallere kadar uzandığını belirten savcıyı “adalet” meslekten men etti.&lt;br /&gt;Ne tuhaf ki, savcıya verilen bu ceza bile o savcının yazdığı iddianamenin aslında doğru olma ihtimalinin ne kadar büyük olduğunu gösterdi.&lt;br /&gt;Mafyayla ilişkileri sayfa sayfa yazılan yargıtay başkanlarına, rüşvet konuşmaları kayıtlara geçen yargıçlara, “başbakan hakkında suç duyurusunda” bulunan savcılara asla böyle bir ceza vermeyi düşünmeyenlerin Van savcısını cezalandırması, ülkede iktidarın sivillerin elinden çıktığının, demokrasinin ve hukukun fiilen yok olduğunun da kanıtı.&lt;br /&gt;Zaten savcının da söylediği buydu.&lt;br /&gt;Şemdinli bombacılarının amacının ülkenin demokrasi iklimini yoketmek olduğunu söylüyordu.&lt;br /&gt;O bombalamadan sonra ne demokrasi kaldı ne de iklimi.&lt;br /&gt;Amaçlarının ne olduğunu bizzat Kürtlerin kendilerinin bile anlayamadığı Kürt örgütlerinin de büyük ve açık desteğiyle tırmanan bu sürecin sonucunda şimdi Türkiye Türkler için de Kürtler için de bir hukuksuzluk cehennemine dönüyor.&lt;br /&gt;Recep Tayyip Erdoğan’ın da Çankaya’ya çıkabilmek için her şeye razı görüntüsü, halkın ona verdiği iktidarı kendi eliyle teslim etmesi, kendi hükümetinin üyesinin savcıyı suçlaması, Şemdinli olayını derinliğine araştırmaktan vazgeçmesi yeniden askeri bir iktidarın yolunu açtı.&lt;br /&gt;Erdoğan bu yolun kendisini nereye götüreceğini görecek.&lt;br /&gt;Kendisini kurnaz zanneden, kendisini devirmek isteyenlerle işbirliği yapan politikacılar nereye gittiyse oraya gidecek.&lt;br /&gt;Bu yol hep aynı yere çıkar.&lt;br /&gt;Erbakan’la, Demirel’le bir konuşsun bir ara.&lt;br /&gt;Onlar da kendilerini herkesten akıllı zannederek, kendi varlıklarının ve iktidarlarının tek dayanağı olan demokrasiyi yıkanlara omuz vererek kendilerini yıktılar.&lt;br /&gt;Demokrasi ve hukuk mücadelesi, “Avrupa Birliği’nin büyük fatihi” olarak tarihe geçmeye aday olan Erdoğan’ı kaybetmiş gibi gözüküyor.&lt;br /&gt;Ama sadece Erdoğan’ı ve AKP’yi kaybetmedi bu ülke.&lt;br /&gt;Adaleti de kaybetti.&lt;br /&gt;Şemdinli’deki bombalama olayının arkasında neler olduğunu araştırmak yerine bunu araştıran savcıyı cezalandırmak, adalet heykelinin gözlerindeki bağın çözüldüğünü hepimize gösteriyor.&lt;br /&gt;Yeni çıkan “Terörle Mücadele Yasası” da devlet görevli,lerinin adam öldürseler de, dükkan bombalasalar da “devlet görevlilerinin” tutuklanmayabileceğini söylüyor.&lt;br /&gt;Terörlerin en berbatı “devlet terörü”dür.&lt;br /&gt;Şimdi bunun ne olduğunu hep birlikte anlayacağız.&lt;br /&gt;Siz en küçük bir eleştiri de “teröre destek” suçundan mahkemeyi ve mahpusu boylarken, devletin görevlisi adam öldürse de elini kolunu sallayarak dolaşacak.&lt;br /&gt;Güneydoğu “iki tarafın da ortak çabasıyla” yangın yerine döndürülecek.&lt;br /&gt;Bir ara huzura ve zenginliğe kavuşacak gibiydik, değil mi?&lt;br /&gt;Ama adaletin gözünde bağı çoktan çözdüler.&lt;br /&gt;O bağı şimdi bizim ellerimize bağlayacaklar.&lt;br /&gt;Ve, yeniden adaletin gözleri bağlanana kadar bu ülkede ne huzur olacak, ne refah, ne hukuk...&lt;br /&gt;Bundan sonrası bu koca ülke için uzun sürecek bir aşağılanma ve acıdır...&lt;br /&gt;Hükmü yazanlar böyle yazdılar çünkü.&lt;br /&gt;Şimdi hükmü imzalayan kalemlerini kırabilirler.&lt;br /&gt;Adaleti kırmakla kıyaslandığında çok daha kolay olacaktır.&lt;br /&gt;24 Nisan 2006, Pazartesi    (&lt;a href="http://www.gazetem.net"&gt;www.gazetem.net&lt;/a&gt;)&lt;br /&gt;Ahmet  Alkan&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/22685977-114692066898288227?l=damdandusenarmut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://damdandusenarmut.blogspot.com/feeds/114692066898288227/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=22685977&amp;postID=114692066898288227' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22685977/posts/default/114692066898288227'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22685977/posts/default/114692066898288227'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://damdandusenarmut.blogspot.com/2006/05/ak-gzl-adalet.html' title='Açık Gözlü Adalet'/><author><name>damdandusenarmut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03951147613165957233</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-22685977.post-114670127586828857</id><published>2006-05-03T17:04:00.000-07:00</published><updated>2006-05-03T17:07:55.880-07:00</updated><title type='text'>Necip Fazıl'ın Demirel için yazdığı şiir</title><content type='html'>Süleymanname &lt;br /&gt;      &lt;br /&gt;Sen gül diyarının yapma gülüsün!&lt;br /&gt;Aynı yapmacıkla Çoban Sülü’sün!&lt;br /&gt;Yoktur izlediğin bir dava yolu;&lt;br /&gt;Bir bu yan, bir şu yan, büküntülüsün!&lt;br /&gt;Türk’e zıt sermaye merkezlerinden,&lt;br /&gt;Bir zikzaklı yolda hep, güdülüsün!&lt;br /&gt;Milli yekparelik gelmez işine;&lt;br /&gt;Bu yüzden parçalı, bölüntülüsün&lt;br /&gt;Ve devlete mason biraderlerin&lt;br /&gt;Tam da maslahata denk ödülüsün!&lt;br /&gt;Ne sır sendeki bedava oluş!&lt;br /&gt;Problemler içinde en müşkülüsün!&lt;br /&gt;Fikir dağlar boyu kocaman kitap;&lt;br /&gt;Sen de o kitabın bir virgülüsün!&lt;br /&gt;Böyleyken ustasın gözbağcılıkta;&lt;br /&gt;Cüceler sirkinin baş Herkülüsün!&lt;br /&gt;Gözyaşı ve çığlık vatanında sen,&lt;br /&gt;Hüzün bahçesinin şen bülbülüsün!&lt;br /&gt;Büzülmüş susarken mahzun hakikat,&lt;br /&gt;Davuldan ziyade gümbürtülüsün!&lt;br /&gt;Teokratik rejim olmaz deyip de,&lt;br /&gt; Peşinden müslüman görüntülüsün!&lt;br /&gt;Kolera, vergiler, zamlar, enflasyon;&lt;br /&gt;Bir felaketsin ki, binbir türlüsün!&lt;br /&gt;Gelirsiz giderli bütçelerinle,&lt;br /&gt;Her yıl, milyar milyar köpürtülüsün!&lt;br /&gt;Okka okka vicdan satın alırsın;&lt;br /&gt;Topuzu altından oy baskülüsün!&lt;br /&gt;Bir gökdelen sanır seni gören göz;&lt;br /&gt;Bilmez ki, temelden çöküntülüsün!&lt;br /&gt;Büyük Kongre, dikiş tutturduğun yer;&lt;br /&gt; Meclise gelince söküntülüsün!&lt;br /&gt;Bağlısın hak bilmez yeminlilere;&lt;br /&gt;Hakkı bilenlerden çözüntülüsün!&lt;br /&gt;Üçbuçuk mebusa kaldı diye fark,&lt;br /&gt;Kimbilir, ne kadar üzüntülüsün!&lt;br /&gt;Millet gökten adam dilensin, dursun!&lt;br /&gt;Ümit fakirinin keşkülüsün!&lt;br /&gt;Kuzum, senin neren Anadolludur?&lt;br /&gt; Türk’ e Amerikan püskürtülüsün!&lt;br /&gt;Farkın şu ki, eski Başbakanlardan,&lt;br /&gt;Sen o belaların son püskülüsün!&lt;br /&gt; ( 1971 )&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/22685977-114670127586828857?l=damdandusenarmut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://damdandusenarmut.blogspot.com/feeds/114670127586828857/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=22685977&amp;postID=114670127586828857' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22685977/posts/default/114670127586828857'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22685977/posts/default/114670127586828857'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://damdandusenarmut.blogspot.com/2006/05/necip-fazln-demirel-iin-yazd-iir.html' title='Necip Fazıl&apos;ın Demirel için yazdığı şiir'/><author><name>damdandusenarmut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03951147613165957233</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-22685977.post-114510165724214884</id><published>2006-04-15T04:46:00.000-07:00</published><updated>2006-04-15T04:47:37.256-07:00</updated><title type='text'>Laiklik tartışması</title><content type='html'>Taha Akyol'dan&lt;br /&gt;GAZETECİLER bilir, bazı konular vardır ki, bir dokununca büyük tepki çeker, yağmur gibi e-posta mesajları gelir. Bir kısmı küfreder, bir kısmı alkışlar... Bu tür tepkiler, adeta bir kamuoyu araştırması gibi, o konuda toplumun nasıl kutuplaştığını gösterir.Cumhurbaşkanı Sayın Sezer hakkında yazmak da böyle... Yağmur gibi tepki yağıyor, küfreden ve alkışlayan...Demek ki, Sayın Sezer kamuoyunu geren, kutuplaştıran bir 'siyasi' konumda... Halbuki Prof. Ali Fuat Başgil'in deyişiyle, parlamenter rejimlerde tarafsız ve sorumsuz cumhurbaşkanları, toplumu "birleştirici, uzlaştırıcı, duyguları yatıştırıcı" olmalıdır. Laikliğin tanımıLaiklik, Anayasa'nın 24. maddesinde tanımlanmıştır: Din ve vicdan hürriyeti ile beraber: "Devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa din kurallarına dayandırmamak..."Demek ki, laiklik "devlet"in bir vasfıdır, "devletin temel düzeni" kısmen bile olsa dine dayandırılamaz.Sezer ise, hukukçu ve Cumhurbaşkanı olmasına rağmen, bu Anayasal tanımı değil, kendi siyasi inancının tanımını empoze ediyor:"Dinin, bireyin manevi yaşamını aşarak toplumsal yaşamı etkilemesine izin verilemez!"Anayasa Mahkemesi Başkanı iken de, Sayın Sezer, din farkı yüzünden Batı tarzı (liberal) bir laikliğin bizde olamayacağını yazabilmiştir! (Karar No: 1998/1)Sezer'inki din-odaklı bir laiklik tanımıdır! Halbuki din algısı sosyolojik şartlara göre değişir. Sezer bu bilimsel gerçeği dikkate almadığından, toplumdaki hızlı sekülerleşmeyi fark edemiyor; meseleye derin bir kaygıyla bakıyor ve laikliğin gittikçe otoriterleşen bir versiyonunu empoze ediyor.Partiler laikliğin otoriter veya liberal yorumlarını benimseyebilir, iktidarda ona göre davranabilir. Sezer de süresi bitince CHP'nin başına geçerek, yeni parti veya dernek kurarak ya da kitaplar yazarak otoriter laikliği savunabilir; savunmalıdır da...Ama devlet yetkilerini kullanarak kendi özel yorumunu empoze etmesi, hele de bunu askere hitaben yapması, parlamenter rejimdeki "tarafsız ve sorumsuz cumhurbaşkanı" kavramına uymuyor. Modernleşme dinamikleriÖte yandan "toplumsal yaşam üzerinde etkisi" olmayan din yoktur. "Din sosyolojisi" bunu inceleyen bir bilimdir. Buna göre, toplumsal davranışların rasyonelleşmesi ve genelde sekülerleşme, Sayın Sezer'in zannettiği gibi dinin "toplumsal yaşamdaki etkilerini" yasaklamakla değil, şehirleşme, sanayileşme, eğitim, piyasa ekonomisi, demokrasi gibi gerçek modernleşme dinamiklerinin gelişmesiyle ilgili bir süreçtir.Bunları dikkate almayan Cumhurbaşkanı Sezer, laikliğin Anayasa'daki bağlayıcı ve toplumsal mutabakatı yansıtan tanımını aşarak kendi şahsi otoriter laiklik yorumunu empoze etmekle kalmıyor, bu yönde ideolojik atamalarla kadrolaşma da yapıyor.Üstelik "siyaseten sorumsuz" olduğu halde!Sayın Sezer biraz Çankaya'dan çıkıp toplumun içine girse, Türkiye'de özellikle son çeyrek yüzyılda hızlanan 'toplumsal sekülerleşme' hakkında araştırma yapan sosyal bilimcileri biraz dinlese, bu kadar kaygılı olmayacaktır. O zaman toplumu bu kadar kutuplaştırmayacağı gibi hükümeti uyarmada da daha etkili olabilecektir. Ama 'inançları' buna engel oluyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/22685977-114510165724214884?l=damdandusenarmut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://damdandusenarmut.blogspot.com/feeds/114510165724214884/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=22685977&amp;postID=114510165724214884' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22685977/posts/default/114510165724214884'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22685977/posts/default/114510165724214884'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://damdandusenarmut.blogspot.com/2006/04/laiklik-tartmas.html' title='Laiklik tartışması'/><author><name>damdandusenarmut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03951147613165957233</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-22685977.post-114476541138801690</id><published>2006-04-11T07:22:00.000-07:00</published><updated>2006-04-11T07:23:31.406-07:00</updated><title type='text'>Fırfır yok</title><content type='html'>M. NEDİM HAZAR&lt;br /&gt;11.04.2006  SALI&lt;br /&gt;&lt;a class="koyubaslik"&gt;Fırfır yok!&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Cem Yılmaz’ın son reklamında herkes bir repliğe takılmış... Endişe etmeyin burada reklamın iyiliği-kötülüğü, markaya katkısı, üründen daha çok ön plana çıkıp çıkmamasını tartışmaya açmayacağım.&lt;br /&gt;Ama sokaktaki herkesin dilinde bir şeyler dolanıyor. Kimi, ‘Sizin gibi gençleri pistlerde görmek isteriz’ diyor, kimi, ‘Abi ben seni Maslak Opet’te bırakayım, sen oradan minibüsle devam edersin’ diyor. Benimse en çok hoşuma giden cümlesi, Peluş’un şoke olduğu an güme giden replik. Hani şu langırt oynarken söylediği: ‘Fırfır yok, fırfır yok, düz oyna!’&lt;br /&gt;İsterseniz kaderin ‘garip’ bir cilvesi deyiniz, isterseniz, ‘sakınan göze çöp batar’ şeklinde atalarımıza atıfta bulununuz; ama ilginç gelişmeler oluyor. Dikkatli okurlar hatırlayacaklardır, kısa bir süre önce kendisine ‘büyük’lük izafe eden bir gazetemizin sık sık mahkeme kararıyla tekzip yiyen bir yazarının eşinin Danıştay’da başkan vekili olduğunu yazmıştım. Ve acaba böylesi bir durumun dindar bir yazarın eşinin başına gelmesi halinde başta bu ‘büyük’ gazetenin yazar-lar-ı olmak üzere, medyamızın çok sevgili balansçıları, iktidar kurgucuları, kraldan çok kralcıları tarafından nasıl karşılanacağını merak ettiğimi belirtmiştim.&lt;br /&gt;O zaman da yazdım, şimdi de tekrar ediyorum:&lt;br /&gt;Hayır! Ben bu çerçevesini çizdiğim grup gibi düşünmüyorum. Ve siyasi görüşün her insanda olabileceğini, ancak bunun yapacağı işi etkilememesi gerektiğini, problemin ideolojinin yaptığı işte ‘belirleyici faktör’ olması durumunda sıkıntının olduğunu savunuyorum. Örnek vermeme bile gerek yok. Basında plaza plaza gezinip siyasi mesaj veren rektörler var, oynanan yükseköğretim tiyatroları var falan filan...&lt;br /&gt;Yine hafızası zayıf olmayanlar hemen hatırlayacaktır, geçmiş zamanda bir adalet bakanı kendi partililerine elbette kadrolaşacağını ballandıra ballandıra anlatmıştı... Yani bugünkü kadrolaşma devede kulak bile değil...&lt;br /&gt;Şimdi size birkaç gelişmeyi biraz basitleştirilmiş kurgu ile aktaracağım. Önceki gün Başbakan yaptığı bir konuşmada terör örgütünü Meclis’e taşıyan kadrodan bazılarının şu an milletvekili olduğunu ifade etti. Benzeri bir görüşü Köksal Toptan, Başbakan’dan birkaç gün önce Meclis’te dile getirmişti.&lt;br /&gt;Hemen herkesin hatırlayacağı gibi geçmişte PKK’nın uzantısı olduğu ileri sürülen bir parti ve PKK’nın söylemlerini dillendiren insanlar sol bir partinin koalisyonu ile Meclis’e girmiş ve daha yemin töreninde sıkıntılar meydana gelmişti.&lt;br /&gt;Şimdi bugünkü ‘Danıştay Başkan Adayı’nın eşinin geçmişte, 16 Nisan 1999’da yazdığı yazıdan bir bölüm aktarayım size: “... Ey Ankara halkı, 18 Nisan günü oylarınızı bölmezseniz aynı gün İ. Melih’i siz götürecek, yerine hırsız ve namussuz olmayan adam gibi bir başkanı, Murat Karayalçın’ı yine siz getireceksiniz...”&lt;br /&gt;Ve başka bir olay. Şimdilerde Sabah Gazetesi’ni yöneten bir başka yazar, bu yazarla aynı gazetede çalışırken bir dönem çok ciddi ve şiddetli bir polemiğe girmişti. Bugünkü Sabah Yayın Yönetmeni o dönem şöyle yazmıştı: “Ben bu yazarı ciddiye almıyorum...” (Bkz: 5 Nisan 2004 tarihli Hürriyet) Ve hemen arkasından nedenini de açıklıyor: “Yerel seçimler öncesi Murat Karayalçın’ın SHP’si DEHAP ile seçim işbirliğine girdi. Doğu ve Güneydoğu’da bu partinin oylarından faydalanmak, büyük kentlerde de bu partinin az olan oy oranını kendi oylarına katarak ciddi bir oran yakalamak istedi. DEHAP’a karşı tavrını yakından bildiğimiz bu yazar (Danıştay Başkan Adayı’nın eşi) bu işbirliği ile ilgili tek kelime yazmadı. Bu işbirliğini hiç eleştirmedi. Oysa aynı işbirliğini yapan AKP veya bir başka parti olsaydı, aynı yazar, ‘Bölücülerle işbirliği yapmaktan kaçınmadılar. Bunlar hem dinci hem bölücü’ diye yazmaz mıydı? Kesin yazardı. Üstelik çok daha sert bir üslupla yazardı. Ama bu işbirliğini yapan arkadaşı, dostu Karayalçın olunca ‘gık’ demedi. Çıtını çıkarmadı...”&lt;br /&gt;Şimdi Cem Yılmaz’ın reklamına dönerek soralım: Evinde koalisyon kurdurmakla övünen, adına oy istediği yakın dostu siyasinin, PKK’yı TBMM’ye sokmasıyla eleştirilen bir yazarın eşi değil de, dindar (hadi onların jargonu ile söyleyelim), dinci bir yazarın eşi olsaydı bu ülkede taş taş üstünde kalır mıydı?&lt;br /&gt;Unutmayın ‘fırfır yok! Düz oynayacaksınız!’&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/22685977-114476541138801690?l=damdandusenarmut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://damdandusenarmut.blogspot.com/feeds/114476541138801690/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=22685977&amp;postID=114476541138801690' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22685977/posts/default/114476541138801690'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22685977/posts/default/114476541138801690'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://damdandusenarmut.blogspot.com/2006/04/frfr-yok.html' title='Fırfır yok'/><author><name>damdandusenarmut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03951147613165957233</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-22685977.post-114462010291782810</id><published>2006-04-09T14:54:00.000-07:00</published><updated>2006-04-09T15:01:42.933-07:00</updated><title type='text'>Kutlu Doğum Münasebetiyle</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/8114/2311/1600/0001%20(306).0.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/8114/2311/320/0001%20%28306%29.0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kainat onun yüzü suyu hürmetine yaratıldı. İnsanlık, medeniyeti O'nunla tanıdı. Problemleri rahatlıkla çözerdi. Hanımlara çok değer verirdi. İnsanlık O'nunla yeniden dirildi. Bizler de inşallah bu gecede yeniden dirilelim. Mevlid Kandiliniz mübarek olsun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/22685977-114462010291782810?l=damdandusenarmut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://damdandusenarmut.blogspot.com/feeds/114462010291782810/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=22685977&amp;postID=114462010291782810' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22685977/posts/default/114462010291782810'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22685977/posts/default/114462010291782810'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://damdandusenarmut.blogspot.com/2006/04/kutlu-doum-mnasebetiyle.html' title='Kutlu Doğum Münasebetiyle'/><author><name>damdandusenarmut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03951147613165957233</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-22685977.post-114408598561115740</id><published>2006-04-03T10:18:00.000-07:00</published><updated>2006-04-03T10:39:45.636-07:00</updated><title type='text'>Izgarada Levrek Nasıl Yapılır</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/8114/2311/1600/DSC02326.0.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/8114/2311/320/DSC02326.0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/8114/2311/1600/DSC02328.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/8114/2311/320/DSC02328.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/8114/2311/1600/DSC02326.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/8114/2311/320/DSC02326.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Pazarda balıkçıda levrek alıyorsunuz. ortasını dikey veya paralel olarak çizdiriyorsunuz. tabii yanında kıvırcık, maydonoz, taze soğan,  domates de alıyorsunuz. salata yapmak için. evde balıkları yıkadıktan sonra elektrikli ızgaranızı 35 dakiyaya ayarlıyorsunuz.15 dak bir yüzü, 15 dak dak. da öbür yüzünü pişiriyorsunuz. isteğe bağlı olarak yukarıda görüldüğü gibi 20 er dak.  pişirebilirsiniz. biraz daha kızarması için. Afiyet olsun. hımmmmm çoookkk güzeldi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/22685977-114408598561115740?l=damdandusenarmut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://damdandusenarmut.blogspot.com/feeds/114408598561115740/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=22685977&amp;postID=114408598561115740' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22685977/posts/default/114408598561115740'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22685977/posts/default/114408598561115740'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://damdandusenarmut.blogspot.com/2006/04/izgarada-levrek-nasl-yaplr.html' title='Izgarada Levrek Nasıl Yapılır'/><author><name>damdandusenarmut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03951147613165957233</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-22685977.post-114339159987872709</id><published>2006-03-26T08:45:00.000-08:00</published><updated>2006-03-26T08:46:39.896-08:00</updated><title type='text'>Abdera'da Kurtlar Vadisi</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Hasan Celal Güzel'den&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Sevgili okuyucularım, Radikal'deki Pazar Sohbetlerinde daha önce size Abderalıları hiç anlatmamıştım. Bugün Abdera'da 'Kurtlar Vadisi'nden söz edeceğim. Efendim, Eski Yunan'da, M.Ö. 6. yüzyılda, İyonya'dan kaçan Teos (Karaburun) halkının kurduğu 'Abdera' isimli bir şehir devleti varmış. Abderalılar çok 'budala' insanlarmış. Aralarında uzun uzun tartışırlar ve sonunda en kötü kararı verirlermiş. Demokritos ve Protagoras en ünlü Abderalılarmış. Demokritos'un 'gülen filozof' olarak anılmasının sebebi, hemşehrilerinin saçmalıklarına gülmesindenmiş. Abdera'da geçen bir olayı felsefî üslupla anlatan C. M. Wieland'ın, dilimize de çevrilen 'Eşeğin Gölgesi' isimli romanını okuyucularıma tavsiye ediyorum. Bizdeki 'türban tartışmaları'nı Abdera'daki Eşeğin Gölgesi tartışmalarına ve Abderalıları da günümüzün dar kafalı, yobaz, bilgi sahibi olmadan görüş sahibi olan aydınlarına çok benzettiğim için, arada sırada sizleri 2500 yıl öncesine götürmek istiyorum. Bakalım hoşunuza gidecek mi? Sezeryus, Tayyibus ve Denyos Efendim, 'Abdera Laik Cumhuriyeti'nin Devlet Başkanı Kral 10. Sezeryus, son derece ciddî, asık suratlı ve hiddetli bir hükümdarmış. Bir defasında, 'Abdera Laikliği Koruma Kurulu' toplantısında, elindeki mermer Anayasos kitabını naibi Bülentus'un kafasına fırlatınca, kıyametler kopmuş ve Abdera ekonomisi dibe vurmuş. Zavallı Bülentus ise bir daha iflah olmamış ve başından aldığı yara yüzünden emekliye ayrılmış. Sezeryus, Abdera Senatosu'nda kabul edilen kanunları veto etmeye bayılır; 'turbanyus'tan nefret edermiş. Sezeryus, krallık sarayını 'kamusalus alanus' ilân ederek turbanyus takan kadınların bu alanusa girmesini yasaklamış. Abdera'da M. Ö. 502 yılında yapılan seçimlerde Senato'daki sandalyelerin büyük çoğunluğunu demokratos ve turbanyusçu Ampulos Partisi kazanarak iktidara gelmiş. Lâkin, Kral Nâibi olan Ampuloslar'ın Başkanı Tayyibus'un işi çok zormuş. Bir taraftan Kral Sezeryus, Tayyibus'un kanunlarını veto eder; diğer taraftan anti turbanyusçu generalyuslar, Jimnazyum Başkanı ve rektöryuslar ile hukuktayuslar Tayyibus'a kök söktürürlermiş. Bu arada Tayyibus da öfkesini medyos'tan almaya çalışırmış. Abdera'nın en eski partisi Okos Partisi'ymiş. M. Ö. 7. yüzyıldan beri faaliyette bulunan Okoslar, ne yazık ki bir defa bile Abderalılar'ın oyuyla iktidara gelememiş. Zira Abderalıların inançlarına saygı göstermezler; generalyus, kara cübbos ve bürokratusları kandırarak entrikoslarla zorla iktidara gelmeye çalışırlarmış. Okoslar'ın Başkanı Denyos Kurultayos, çok iyi kurultayoslar yapar, nutuklar atar, lâkin bir türlü Kral Nâibi olamazmış. Kurtlar Vadisi'nin kabadayıları Homeros'un ünlü 'Türbanya' destanında, Abdera'da M. Ö. 6. yüzyılda Kurtlar Vadisi modasını anlatırken Kasımpaşoslu Tayyibus ile Şarampolyuslu Denyos'un şu atışmalarını nakleder: Denyos: "Unakıtanos'un oğlu yumurtaları götürdü, n'aber?" Tayyibus: "Ben bu âlemde Kemalyus abime lâf ettirmem, adamın kafasına sıkarım!" Denyos: "Çapsız çapsız konuşma Tayyibus, bana racon kesmeye kalkma!" Tayyibus: "Bu mevzuda iddiasını ispatlamayan, oraya üç nokta koyuyorum." Denyos: "Sen o üç noktayı yakana koy, istersen alıp daha uygun yerine de koyabilirsin." Tayyibus: "Artistlik yapma lan, elini kolunu sallama. Bu mekânda sana lâf ettirmeyiz!" Denyos: "Sana ne, istediğim gibi dinlerim! Bak görürsün, halk ilk seçimde ağzına biber sürecek." Tayyibus: "Eyvallah! Sonunu düşünen kahraman olamaz." Şemdinyus Sehemi Meşhur tarihçimiz İlberyus'un bir hayli düşük çeneli olarak tanımladığı Homeros yeni ortaya çıkarılan 'Abdera'da Entrikos' adlı kitabında, Tayyibus ile Denyos'un aralarındaki tartışmaları şarkılı, türkülü hâle getirdiklerini anlatır. Homeros'a göre Tayyibus, 'Makaram sarı bağlar lo, kız söyler gelin ağlar' türküsüne cevaben Denyos'un da 'Yoksulun sırtına vuran vurana, bunu gören yürek nasıl dayanır' türküsünü önündeki kâğıttan okuduğunu nakleder. Lâkin, M. Ö. 506 yılında ortaya çıkarılan 'Şemdinyus Sehemi', Ampuloslar ile Okoslar arasındaki bu kabadayı tartışmalarını gölgede bırakacak bir skandala sebep olmuş. Abdera'daki Kapteralıları ayırmaya çalışan ve dünya tarihinin ilk terör örgütü olan Kakayus'lar Şemdinyus'u karıştırınca, generalyusların 'derin jitemyusçuları' bombalarla yakalanmazlar mı? Bir yandan Okoslar, bir yandan Medyoslar 'Şemdinyus aydınlatılmalı!' diye ortalığı velveleye vermişler. O sırada Generalyus Büyükanıtyus da yakalanan bir jitemyusçu için "İyi çocuktur" diyesiymiş. Bunun üzerine gayretkeş bir savcıyus da hakkında iddianamyus hazırlamaz mı? Abdera'da kıyamet kopuvermiş... Tanrılar gazaba gelmişler. Zeus, Apollo, Hades toplantılar düzenlemişler. Medyoslar ile Okoslar da çark ederek Ampuloslar'a çullanmışlar. Ampuloslar'ın ampulleri yanıp sönmeye başlamış. Denyos bu fırsatı kaçırmamış ve Ampulosları generalyuslara karşı darbe yapmakla suçlamış. Tayyibus da Denyos'u kriz müteahhitliğiyle itham etmiş... * * * Gülen filozof Demokritos, bu saçmalıklar karşısında gülmekten katılırken, ağzından kesik kesik şu kelimelerin döküldüğü duyulmuş: "Onu öyle demezler, peynir ekmek yemezler..."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/22685977-114339159987872709?l=damdandusenarmut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://damdandusenarmut.blogspot.com/feeds/114339159987872709/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=22685977&amp;postID=114339159987872709' title='6 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22685977/posts/default/114339159987872709'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22685977/posts/default/114339159987872709'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://damdandusenarmut.blogspot.com/2006/03/abderada-kurtlar-vadisi.html' title='Abdera&apos;da Kurtlar Vadisi'/><author><name>damdandusenarmut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03951147613165957233</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-22685977.post-114323193683294450</id><published>2006-03-24T12:23:00.000-08:00</published><updated>2006-03-24T12:25:36.843-08:00</updated><title type='text'>dokunmanın gücü</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/8114/2311/1600/dokunmak3ar8rd_1.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/8114/2311/400/dokunmak3ar8rd_1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/22685977-114323193683294450?l=damdandusenarmut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://damdandusenarmut.blogspot.com/feeds/114323193683294450/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=22685977&amp;postID=114323193683294450' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22685977/posts/default/114323193683294450'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22685977/posts/default/114323193683294450'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://damdandusenarmut.blogspot.com/2006/03/dokunmann-gc.html' title='dokunmanın gücü'/><author><name>damdandusenarmut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03951147613165957233</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-22685977.post-114289866766261216</id><published>2006-03-20T15:46:00.000-08:00</published><updated>2006-03-20T15:51:07.683-08:00</updated><title type='text'>sorumluluk</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/8114/2311/1600/0001%20(979).jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/8114/2311/320/0001%20%28979%29.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; insana verilen sorumluk duygusu.  Bu sorumluluğu dağlar bile kaldıramamış...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/22685977-114289866766261216?l=damdandusenarmut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://damdandusenarmut.blogspot.com/feeds/114289866766261216/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=22685977&amp;postID=114289866766261216' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22685977/posts/default/114289866766261216'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22685977/posts/default/114289866766261216'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://damdandusenarmut.blogspot.com/2006/03/sorumluluk.html' title='sorumluluk'/><author><name>damdandusenarmut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03951147613165957233</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-22685977.post-114272260655613381</id><published>2006-03-18T14:19:00.000-08:00</published><updated>2006-03-18T14:56:46.566-08:00</updated><title type='text'>tarihimiz</title><content type='html'>kardeşimiz passive de günün öneminden bahsetmiştir. çanakkale, bir metrekareye altıbin merminin düştüğü yerdir.  bir çok akıl almaz olayların yaşandığı yerdir. Hiristiyanlık alemi, Fatih Sultan Mehmetin Bizans İmparatorluğuna indirmiş olduğu şiddetli darbenin öcünü almak için toptan harekete geçişin, ve churchilin "bir günde çanakkaleyi geçip  İstanbulda kahvaltı yaparız" diye düşündüğü yerdir.  biraz da asıl kahramandan bahsedelim: 2.Abdülhamid .Kimdir 2.Abdülhamid. siyasi deha, gerçekten hasta olan Osmanlı Devletini yaklaşık yarım asır daha uzatan, tüm devletlerin pay koparma planları yaptıkları bir dönemde hemen hemen hiç toprak kaybettirmeyen, tam 33 yıl yöneten çilekeş padişah, 1908 yılında tahttan ne yazık ki indirilmiştir. Bunu yapanlar da ittihat ve terakkiciler idi.  kör adamlar(Enver,talat ve cemal paşalar) gizli andlaşmalarla Osmanlı Devletini savaşa soktular. 2.Abdülhamid hep bu savaşı beklemiştir ve Kilitbahir Kalesinin bulunduğu bölgeye yıllar önce Hamidiye tabyalarını inşa eder. Sanki çanakkale savaşının olacağını bilirmişcesine hem Anadoluya hem de Rumeli tarafına tabyaları inşa ettirir.&lt;br /&gt;Kendi ağzından:&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff6666;"&gt;"Olan oldu,muharebeye girdik. İngiliz ve Fransız donanması da Çanakkale Boğazına dayandı. Gerek İstanbul Boğazının, gerek Çanakkale Boğazının tahkimi için elimden geleni yapmıştım. Zamanımda birçok defalar büyük kumandanlala bu mesele görüşüldü. Donanma ile düşmana karşı çıkamayacağımıza göre, Boğaz tahkimatı ve kara ordusu ile neye muktedir olabileceğimiz münakaşa edilmişti. "&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff6666;"&gt;...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#33ff33;"&gt;Gözü yaşlı analar: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Oğlum babanı Dimetokada&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Dayını Şipkada kaybettim&lt;br /&gt;Sen benim son yongamsın&lt;br /&gt;Sen de dönmezsen ben Allah'a emanet, diyordu ve ilave ediyordu;&lt;br /&gt;Sen de git!&lt;br /&gt;Minareler ezansız&lt;br /&gt;Camiler Kur'an'sız kalacaksa sen de git.&lt;br /&gt;der ve vatana feda ettiler de...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/22685977-114272260655613381?l=damdandusenarmut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://damdandusenarmut.blogspot.com/feeds/114272260655613381/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=22685977&amp;postID=114272260655613381' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22685977/posts/default/114272260655613381'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22685977/posts/default/114272260655613381'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://damdandusenarmut.blogspot.com/2006/03/tarihimiz.html' title='tarihimiz'/><author><name>damdandusenarmut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03951147613165957233</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-22685977.post-114151660981355905</id><published>2006-03-04T15:44:00.000-08:00</published><updated>2006-03-04T15:56:49.826-08:00</updated><title type='text'>KUVVETİN ÇILGINLIĞI</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/8114/2311/1600/badisrail.0.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/8114/2311/320/badisrail.0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt; Ne yazık ki güç ve kuvveti elinde bulunduranlar bugün dünyanın her bir tarafında yakıp yıkmaklar, tecavüz etmekler,  rejimleri değiştirip yerlerine yeni rejimler ikame edebilmekteler, inançlara had koyup düşünce hürriyetini sınırlayabilmektedirler.  Dünya var olduğu günden bu yana, insan onuru, din, milliyetve  milli gururlar  bu ölçüde rencide edilmemiştir. İnsanlık utansın...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/22685977-114151660981355905?l=damdandusenarmut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://damdandusenarmut.blogspot.com/feeds/114151660981355905/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=22685977&amp;postID=114151660981355905' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22685977/posts/default/114151660981355905'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22685977/posts/default/114151660981355905'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://damdandusenarmut.blogspot.com/2006/03/kuvvetin-ilginlii.html' title='KUVVETİN ÇILGINLIĞI'/><author><name>damdandusenarmut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03951147613165957233</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-22685977.post-114151443635711424</id><published>2006-03-04T15:17:00.000-08:00</published><updated>2006-03-04T15:20:36.356-08:00</updated><title type='text'>Civciv</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/8114/2311/1600/civciv.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/8114/2311/320/civciv.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Bakın şu civcive!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/22685977-114151443635711424?l=damdandusenarmut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://damdandusenarmut.blogspot.com/feeds/114151443635711424/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=22685977&amp;postID=114151443635711424' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22685977/posts/default/114151443635711424'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22685977/posts/default/114151443635711424'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://damdandusenarmut.blogspot.com/2006/03/civciv.html' title='Civciv'/><author><name>damdandusenarmut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03951147613165957233</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-22685977.post-114151418091515531</id><published>2006-03-04T15:06:00.000-08:00</published><updated>2006-03-04T15:16:20.926-08:00</updated><title type='text'>UTANSIN</title><content type='html'>Ölümden ilerde varış dediğin,&lt;br /&gt;Geride ne varsa, bırak utansın!&lt;br /&gt;                      N. F. KISAKÜREK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/22685977-114151418091515531?l=damdandusenarmut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://damdandusenarmut.blogspot.com/feeds/114151418091515531/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=22685977&amp;postID=114151418091515531' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22685977/posts/default/114151418091515531'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22685977/posts/default/114151418091515531'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://damdandusenarmut.blogspot.com/2006/03/utansin.html' title='UTANSIN'/><author><name>damdandusenarmut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03951147613165957233</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-22685977.post-114114831060818104</id><published>2006-02-28T09:36:00.000-08:00</published><updated>2006-02-28T09:38:30.620-08:00</updated><title type='text'>KAOS (Bir alıntı) ...Benim çok hoşuma gitti</title><content type='html'>Haldun Taner "Şişhane'ye Yağmur Yağıyordu" hikayesinde Kalender isimli bir atın sebep olduğu kazayı ve bu kazanın İstanbul, Brezilya ve Almanya'daki sonuçlarını alaycı ve esprili bir üslupla bizlere aktarır. Emekliliğinin sonlarına doğru Kalender, mutat olduğu üzere yine Şişhane'deki çöpleri toplamak için sahibi ile yola koyulmuşken bir aynada kendi aksini görmüş ve bu görüntüden ürkerek önce bir dükkana girmiş ve sonra da tramvayın önüne fırlamıştır. Kazayı önlemek için ani bir fren yapan tramvay sürücüsü(vatman) arkadaki aracın tramvaya çarpmasına sebebiyet vermiştir.  Brezilya'daki kahve üreticisinin son dakikadaki fiyat kırması ile ihalede bulunan ortağına bu haberi yetiştirmek isteyen Artin Margusyan'dan başkası değildir tramvaya çarpan. Bu kaza ile baygınlık geçiren Artin Margusyan ihaleye yetişememiş ve bu sebepten ötürü Brezilya'daki kahve üreticisine cevap mahiyetinde bir telgraf çekememiştir. Brezilya'daki kahve üreticisi ise telgrafın gelmemesi sebebi ile elinde kalan malı Hamburg'taki bir tüccara satmıştır. İşleri kötü giden Alman tüccar Brezilya'dan gelen bu beklenmedik haber ile işlerini yoluna koymuş ve çocuklarına istedikleri oyuncakları almaya başlamıştır...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/22685977-114114831060818104?l=damdandusenarmut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://damdandusenarmut.blogspot.com/feeds/114114831060818104/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=22685977&amp;postID=114114831060818104' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22685977/posts/default/114114831060818104'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22685977/posts/default/114114831060818104'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://damdandusenarmut.blogspot.com/2006/02/kaos-bir-alnt-benim-ok-houma-gitti.html' title='KAOS (Bir alıntı) ...Benim çok hoşuma gitti'/><author><name>damdandusenarmut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03951147613165957233</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-22685977.post-114098711203720409</id><published>2006-02-26T12:48:00.000-08:00</published><updated>2006-02-26T12:51:52.036-08:00</updated><title type='text'>NEREDEN NEREYE</title><content type='html'>&lt;strong&gt;AMERİKAN-OSMANLI ANLAŞMASI&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bir zamanlar Osmanlı imparatorluğunun gücü ne idiyse, bugün de Amerika Birleşik Devletlerinin gücü o oranda karşılaştırılabilir. Şimdi sizlere tarihi bir anlaşmayı hatırlatmak istiyorum. ABD  ile Osmanlı İmparatorluğu arasındaki bu sözleşme oldukça dikkat çekiyor.  1783 yılında, Avrupa standartlarına göre mütevazı da olsa, yeni bir denizci devlet olan ABD, denizlerde tek başına bayrak gezdirmeye başladı. 25 Temmuz 1785'te, bu yeni bayrağı taşıyan ilk gemi Cezayir açıklarında Osmanlı gemileri tarafından ele geçirildi. Bu gemi, Boston limanına bağlı, Kaptan Isaak Stevens'in idaresindeki Maria idi. Arkasından, Philadelphia limanına bağlı, Kaptan O'Brien'in Dauphin'i de ayni akibete uğradı. 1793 Ekim ve Kasım aylarında 11 ABD gemisi daha Osmanlıların eline geçti. Amerikan Kongresi, 27 Mart 1794 yılında, Osmanlı denizcilerine karşı koyacak güçte savaş gemileri inşa edilmesi veya satın alınması için, Başkan George Washington'a 700.000 altına yakın harcama yetkisi verdi. Osmanlıların oluşturduğu deniz tehdidi sayesinde, ABD donanmasının temelleri atılıyordu. 5 Eylül 1795'te ABD bu tehdide karşı bir anlaşma yapmayı kabul etti. Bu anlaşmaya göre ABD, Cezayir'deki esirlerin iadesi ve gerek Atlantik'te, gerekse Akdeniz'de ABD sancağı taşıyan hiçbir tekneye dokunulmaması karşılığında, 642.000 altın ve yılda 12.000 Osmanlı altını, yani bugünün parası ile 216.000 dolar ödeyecekti. Dili Türkçe olan ve 22 maddeden oluşan anlaşmaya, dönemin ABD Başkanı George Washington ve Cezayir Beylerbeyi Hasan Dayı imza koydular. ABD başkan George Washington Osmanlı imparatoru tarafından muhatap görülmemiş ve anlaşma Cezayir beylerbeyi tarafından imzalanmıştı. Böylece ABD yıllık vergiye bağlanmış oldu. Bu, ABD'nin iki asrı aşkın tarihinde, yabancı bir dille imzalanan tek anlaşma olduğu gibi, yabancı bir devlete vergi ödenmesini kabul eden tek ABD belgesidir. Bu anlaşma halen Amerika Birleşik Devletlerinin Yale Üniversitesi Hukuk Fakültesi arşivlerinde kayıtlı bulunuyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/22685977-114098711203720409?l=damdandusenarmut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://damdandusenarmut.blogspot.com/feeds/114098711203720409/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=22685977&amp;postID=114098711203720409' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22685977/posts/default/114098711203720409'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22685977/posts/default/114098711203720409'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://damdandusenarmut.blogspot.com/2006/02/nereden-nereye.html' title='NEREDEN NEREYE'/><author><name>damdandusenarmut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03951147613165957233</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-22685977.post-114098651903539000</id><published>2006-02-26T12:40:00.000-08:00</published><updated>2006-02-26T12:41:59.046-08:00</updated><title type='text'>Suskunlar Meclisi</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Suskunlar meclisi&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Bir zamanlar bilginler ve şairler, 'suskunlar meclisi' adıyla bir topluluk oluşturmuşlardı.&lt;br /&gt;Üye sayısı otuz kişiydi ve bunu arttırmıyorlardı. Üyeliğin ilk şartı çok düşünmek, az yazmak ve çok az konuşmaktı.&lt;br /&gt;O zamanlar meşhur şair ve bilgin Molla Camî, bu meclisin aşkındaydı.&lt;br /&gt;Günün birinde suskunlar meclisinin bir üyesinin öldüğünü duyunca, onun yerine aday olmak için bilginlerin bulunduğu köşke geldi.&lt;br /&gt;Kendisini karşılayan kapıcıya bir şey söylemeden, ismini bir kağıda yazarak o sırada toplantı halinde bulunan suskunlar meclisine gönderdi.&lt;br /&gt;Meclis üyeleri bu teklifi görünce biraz üzüldüler. Molla Camî oraya layık bir bilgindi, ama ölen üyenin yerine başka birini almışlardı.&lt;br /&gt;Yeni bir üye için yer yoktu. Meclisin başkanı, bir bardağı tamamen suyla doldurduktan sonra Molla Camî'ye gönderdi. Zeki bilgin durumu kavramıştı.&lt;br /&gt;Bir damla daha olsa bardak taşacaktı. Bunun üzerine o da hemen oracıktaki bir gül dalından küçük bir yaprak koparıp, nazikçe suyun üstüne koyuverdi.&lt;br /&gt;Bardak taşmamıştı. Bunu içeri gönderdi.&lt;br /&gt;Meclistekiler bu kibar cevabın mânasını anlamışlardı: Zarif insanların yeri başkaydı. Üyeler, bu değerli bilgini de aralarına almaya karar verdiler.&lt;br /&gt;Başkan listeye Molla Camî'nin adını ekledi. Otuz sayısının sonuna bir sıfır koyarak, 300 yazdı. Bununla Molla Camî sayesinde, meclisin değerinin on misli arttığını belirtiyordu. Listenin son şekli Molla Camî'ye gelince, meseleyi anladı. Ancak sayının büyük gösterilmesinden hoşlanmadı. Sağdaki bir sıfırı silerek, otuz sayısının soluna koydu. Yani 030 yazdı. Alçak gönüllü Molla Camî, böylece kendisini solda sıfır sayıyor, bardağı taşırmadığı gibi, o meclisin yapısını da etkilemeyeceğini söylemek istiyordu.&lt;br /&gt;Diğer üyeler bunu görünce, saygı ve hayranlıkları bir kat daha artmış olarak suskunlar meclisinin yeni üyesini selâmladılar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/22685977-114098651903539000?l=damdandusenarmut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://damdandusenarmut.blogspot.com/feeds/114098651903539000/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=22685977&amp;postID=114098651903539000' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22685977/posts/default/114098651903539000'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22685977/posts/default/114098651903539000'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://damdandusenarmut.blogspot.com/2006/02/suskunlar-meclisi.html' title='Suskunlar Meclisi'/><author><name>damdandusenarmut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03951147613165957233</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-22685977.post-114038758345053835</id><published>2006-02-19T14:15:00.000-08:00</published><updated>2006-02-19T14:19:43.450-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/8114/2311/1600/0001%20(510).jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/8114/2311/320/0001%20%28510%29.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;color:#666666;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt; işte size damdan düşen sıra sıra armutlar&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/22685977-114038758345053835?l=damdandusenarmut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://damdandusenarmut.blogspot.com/feeds/114038758345053835/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=22685977&amp;postID=114038758345053835' title='9 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22685977/posts/default/114038758345053835'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22685977/posts/default/114038758345053835'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://damdandusenarmut.blogspot.com/2006/02/ite-size-damdan-den-sra-sra-armutlar.html' title=''/><author><name>damdandusenarmut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03951147613165957233</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-22685977.post-114038436713852321</id><published>2006-02-19T13:19:00.000-08:00</published><updated>2006-02-19T13:26:07.146-08:00</updated><title type='text'>düşmek ve düşmemek işte bütün mesele bu!</title><content type='html'>armudun düşmesi önemli değil yeter ki insan düşmesin. insan hayatta yol alırken düştükten sonra toparlanmasını bilebilsin...saygılar ve sevgiler&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/22685977-114038436713852321?l=damdandusenarmut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://damdandusenarmut.blogspot.com/feeds/114038436713852321/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=22685977&amp;postID=114038436713852321' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22685977/posts/default/114038436713852321'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/22685977/posts/default/114038436713852321'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://damdandusenarmut.blogspot.com/2006/02/dmek-ve-dmemek-ite-btn-mesele-bu.html' title='düşmek ve düşmemek işte bütün mesele bu!'/><author><name>damdandusenarmut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03951147613165957233</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
